ÇİN İŞKENCESİ
Ferhat Erbil
1.1 Varies with device
------ Ahh Çin İşkencesi ah! Bana beni gösteren Türk devletlerindeki kardeşlerimi ihmal ettiğimi yüzüme haykıran Çin İşkencesi. Öyle bir kitap ki, okuyucusundan önce yazarının gözünü açtı... Sorguya çektirdi, yazara kendi kendisini gösterdi.
30/04/2007 -----



Ahh Çin İşkencesi ah! Bana beni gösteren Türk devletlerindeki kardeşlerimi ihmal ettiğimi yüzüme haykıran Çin İşkencesi. Öyle bir kitap ki, okuyucusundan önce yazarının gözünü açtı... Sorguya çektirdi, yazara kendi kendisini gösterdi.

Yıllardır Çin’deki komünist devriminden sonra Türkistan, Doğu Türkistan (Neden batı Türkistan’ı düşünmediğmi düşüneceğim)ı, oradaki kardeşlerimizin çektiklerini düşünür fakat hiçbir şey yapamazdım. (Gerçi yine de yapamadım ya, en azından adım attım.) Sadece orası değil tabii, Azarbeycan’dan Kazakistan’a kadar, burunlarından kan fışkırtılan kardeşlerimizle ilgilenemedik. “İslâmî kesimde” yadırganacak bir durum var. Hâlâ orta çizgide yürüyemiyoruz. Türklerin çilesini dile getirenler, Kürtlerin çilesiyle ilgilenmedi. Kürtlerin çilesiyle ilgilenenler de Türklerin çileleriyle ilgilenmedi. Bu bir gerçek. Düşünür olan hiç kimsenin inkar etmesi mümkün değil.

Bu girişten sonra Çin İşkencesinin yazılış hikayesine gelelim.

Avustturalya’nın Melbourn şehrinden çok uzakta bir şehire konferansa gittim. Benim yanıma bir hanım verdiler, onunla biz uçakla gittik. Bizden önce yola çıkan ekibimiz, içlerinde eşimde vardı, aynı günde konferans vereceğimiz yere gelmişler. Hava alanından bizi aldılar. Bizi bekleyen kardeşler bize kırda yemek hazırlamışlar. Yemek hazırlığı yapılan yere gittik. Harika bir yer. Her taraf ağaçlarla donatılmış. Beni bekleyen onlarca kadın ve genç kızda yemeğe davetliler. Bir ağacın altında hazırlanmış sofra. Sofra dikkatimi pek çekmez ama öyle farklı ortamda hazırlanmış ki insan adeta dinlenmiş hissediyor kendisini.

Kızlar geldiler, onlarla sarıldık, hoşbeş ettik, tam sofraya oturacağım ki, bizden sanıyorum 30-40 metre ötede, bir ağacın altında beyaz şapkalı kadınların hepsi aynı anda bana baktılar. Ben de onlara el salladım. Öğrendiğim Helloyu da söylemeyi ihmal etmedim.

(Dikkat. Çin İşkencesi romanının yazılış hikayesini okuduğumuzu unutmayalım. Burada detaylar önemli.)

Beyaz şapkalı kadınlar- kızlar bana el işaretiyle “Buraya gel.” dediler. Gittim konuştukları dil yabancı ama arada bir Türkçe sözler var cümlelerin arasında.

Beyaz şapkalı kadınlar da bizimkiler gibi uzun bir masa hazırlamışlar. Şuraya otur dediler oturdum. Bir taraftan da düşünüyorum, “Bunlar Hırıstiyandır ve yemeklerinde domuz eti vardır. Şimdi ye derlerse ne yapacağım. Yemeyeceğim kesinde, onları kırmadan bunu nasıl ifade edeceğim! Derken, “Biz” dedi biri “Doğutürkistan Türklerindeniz.”

Bir taraftan bizimkiler, (henüz tanışmadık bile) ısrarla “Yeter artık gel.” diyorlar.

Sağımda bulunan yaşlı kadın, yüzüme baktı baktı (tercumanımızda var) “Sen, dün akşam Avustralya devlet televizyonu 2. kanalda konuşan kadına ne kadar benziyorsun, yoksa o musun?”

“Evet” deyince kadın boynuma sarılıp hüngür hüngür ağladı. “Oy balaam! Oy balaam.” Dün gece, Allah'a seni bana göstersin, diye yalvardım, bu gün karşımdasın.” diye ağlamasını ağıtla sürdürdü.

O zamanlar Teslime Nesrin orda da modaymış. İngiliz komşusu haber vermiş bu teyzeye “Televizyonu açın, bakın Türkiye’den gelen bir Müslüman yazar Teslime Nesrin’in dinini bilmediğini söylüyor.” şeklinde bildirmiş. Boynumuz bükülüyordu onun dinimize hakaretlerinden. İngiliz kadın bile ‘Meğer Teslime Nesrin İslamı bilmiyormuş.’ dedi.

Duygularını uzun uzun anlattı.



Ya... işte böyle dostlar, çok azını anlatabildiğim Çin İşkencesinin yazılış hikayesi bu. Kendisi nasıl bir roman mı? Ona da siz karar vereceksiniz.

------ Ahh Chinese Torture ah! Me, showing me that I neglected my brothers, my face screaming Chinese Torture Turkish states. It is a book that the reader before you opened the eyes of the author ... Posed the query, the author showed itself.
30/04/2007 -----



Chinese Torture ah ahh! Me, showing me that I neglected my brothers, my face screaming Chinese Torture Turkish states. It is a book that the reader before you opened the eyes of the author ... Posed the query, the author showed itself.

After the communist revolution in China for many years Turkestan, Xinjiang (western Turkistan Why düşünmediğmi think) then, but nothing I could not think of the sufferings of our brothers. (Though I could not anyway, or at least I stepped into.) Of course it's not the only, Azarbeycan'dan to Kazakhstan, the blood spouted from our brothers and sisters could not deal with their noses. "Islamists" have no means unexpected. Yürüyemiyoruz still mid-line. Voicing the suffering of the Turks, the Kurds çilesiyle interested. Trials and the Turks, the Kurds are interested çilesiyle interested. This is a fact. Who thinks that no one can not deny that.

After this introduction, let's get the story of China İşkencesinin spelling.

I went to a city far away from Melbourn Avustturalya'nın conference. They gave me a lady next to me with her, we went by plane. Team set out before us, my wife had in them, will give the location of the conference came on the same day. They took us to the airport. Brothers, we have prepared a meal waiting for us in the countryside. Where we went to eat in preparation. Great place. With trees everywhere. Invited dozens of women and young girl waiting for me to eat. Meals prepared under a tree. Board does not draw much attention, but it's a different environment, the human literally made him feel rested.

Girls came, hugged them, we chat, I'll sit down at the table, I think 30 to 40 feet away from us, women in white hat under a tree and stared at me all at the same time. I waved to them. I found out I did not neglect to mention the Helloyu.

(Important: do not forget we read the story of Chinese Torture writing of the novel. Important detail here.)

White hat girls and women hand sign to me "Come here." They said. I went to speak a foreign language, but in the meantime there is a Turkish words in sentences.

White hat women had prepared a long table like ours. Sit down there, I sat down they said. On the one hand I think, "They are Christians and pork dishes. Now what do I do if they say to. Certain that I will not eat them, I will state how to do it without breaking! He said, "we," one of them said "Türklerindeniz Doğutürkistan."

On one hand, our parents, (not even met yet) insisted that "Enough is enough, come." They say.

The old woman to my right, looked at me, looked (there tercumanımızda) "You state television yesterday evening, Australia 2 you're the woman speaking channel, or does it do? "

"Yes," he cried his eyes out she hugged my neck. "Balaam Vote! Balaam vote. "Last night, I will show unto you, I begged him, in front of me these days." She continued crying ağıtla.

At that time, the modaymış Taslima Nesrin there. British neighbor, the aunt called it "Turn on the TV, you see that Turkey is a Muslim writer Taslima Nasreen says he did not know his religion." He reported. Bükülüyordu boynumuz he insults our religion. Even British women 'Taslima Nesrin Apparently not know Islam. "He said.

Feelings told me a long time.



Ya ... that's it folks, this is the story of writing very little İşkencesinin anlatabildiğim China. He is a how to book? Him up to you.

Content rating: Everyone

Requires OS: 2.2 and up

...more ...less